Estonya Rehberi

Estonya’nın Özgürlük Türküsü: Şarkıyla Kazanılan Bağımsızlık

Ağaçların Ruhu: Estonyalıların Doğayla Bağı

Tallin’e (Tallinn) gittiğinizde sizi bekleyen şaşırtıcı yerlerden biri, şehrin hemen dışındaki orman mezarlığıdır. Yerel rehber Mati, beni bu alışılmadık yere götürdüğünde eski bir Sovyet arabasından indim ve karşımda sıradan bir mezarlık olmadığını anladım. Özenle bakılan mezarlar, yoğun bir çam ormanının içine serpiştirilmişti; sanki doğayla bütünleşmişlerdi.

Mati şöyle anlattı: “Estonya yoğun ormanlık bir ülkedir. Pek çok Estonyalı için ağaçlar ruhani bir anlam taşır. Eski pagan çağlarından bu yana sevdiklerimizi ağaçların yanına gömdük. Biz ağaçların insanıyız. Bu, pagan geçmişimizle hâlâ bağlantılı olduğumuzun ve kendimize özgü Estonyalılığımızın bir göstergesi.” Dev ağaçların altında yürürken Estonyalıların topraklarıyla ve kültürel miraslarıyla kurdukları derin bağı düşünmeden edemedim.

Baltık Denizi’nin İki Yakası: Çok Farklı Hikâyeler

Bir parça su bazen ne kadar büyük farklar yaratabilir. Baltık Denizi (Baltic Sea), Estonya’yı İsveç ve Finlandiya’dan ayırıyor. Ama denizin bu iki yakasında yaşananlar birbirinden o kadar farklı ki insan inanamıyor. Ben 1980’lerde Baltık ülkelerini ziyaret ettiğimde, işçi ücretleri ampulden daha ucuzdu. Müzeleri gezerken yaşlı bir babushka (Sovyet döneminin simgesi hâline gelmiş büyükanne figürü), beni odadan odaya takip edip elektriği tutumlu kullanmak için ışıkları açıp kapatıyordu.

O günler artık çok geride kaldı. Estonya’nın hareketli başkenti Tallin, bugün kapitalizmin âdeta bir deney laboratuvarı gibi. 1991’de bağımsızlığını kazandıktan bu yana ülke inanılmaz bir dönüşüm geçirdi. Mati, Estonya’nın eski Sovyet cumhuriyetleri arasında en güçlü ekonomiye, en fazla özgürlüğe ve en yüksek yaşam standardına sahip olduğunu gururla anlatıyor. Bazı ölçütlere göre Estonyalılar bugün dünyanın en özgür insanları arasında sayılıyor.

Komünizmin Büyük Çelişkisi

Mati, Sovyet sisteminin en büyük ironisine dikkat çekiyor: Eşitliği bayrak yapan Rusya, bugün dünyanın en eşitsiz gelir dağılımına sahip ülkelerinden biri. Servetteki uçurum söz konusu olduğunda Rusya, Amerika Birleşik Devletleri’ni bile geride bırakıyor. Estonyalılar bugün Ruslardan daha iyi durumda; ama bu kişi başına düşen gelir açısından değil, servetin toplumda çok daha dengeli dağılmasından kaynaklanıyor.

Hayatının yarısını komünizm altında, yarısını kapitalizm altında geçiren Mati’nin bu konudaki özeti çarpıcı: “Siyaset dediğin şey, sonuçta servetin nasıl dağıtıldığıyla ilgilidir.”

Tallin’in Tarihi Çarşısında Bir Kahve Molası

Mati beni Tallin’in Eski Şehir’ine (Old Town) götürdüğünde dar sokaklar arasında dolaşırken bir kahveye ihtiyaç duydum. Girdiğimiz avlu, 2000 yılına ait bir fotoğrafla karşıladı bizi kapıda; sanki oradan savaş geçmiş gibi bir görüntü. Bugün görünüş olarak benzer, ama içi canlı işyerleriyle dolu.

Avludaki şık küçük kafede hasır sandalyeler kaba kaldırım taşları üzerinde hafifçe sallanıyordu. Boş gördüğüm ilk sandalyeye oturmak istedim, ama üzerinde bir yelek asılıydı. Başka birine baktım, onda da yelek. Kahveye gerçekten çok ihtiyacım vardı! Sonra fark ettim: Her sandalyenin arkasında farklı bir yelek asılıydı; kimsenin yeri değildi bunlar, sadece dekordular. Şaşkınlığımı fark eden Mati gülerek açıkladı: “Estonya şıklığı işte.”

Sovyet Döneminin Karanlık Anıları

Kahve molasında Mati’nin geçmişini dinledim. Sovyet ordusunda görev yapmış; Kırım’da (Crimea) Sovyet subaylarını arabayla gezdirmiş. Estonyalı gençler bu göreve seçiliyordu, çünkü Rusya’nın iç kesimlerindeki köy çocuklarından daha zeki ve dolayısıyla daha güvenilir sürücüler sayılıyorlardı.

Estonya’nın Finlandiya’ya olan yakınlığı sayesinde Estonyalılar, Soğuk Savaş döneminde Sovyetler Birliği’nde Batı televizyonu izleyebilen tek toplumdu. Mati, yumuşak erotik film Emmanuelle’in (Emmanuelle, 1974 yapımı Fransız film) Fin televizyonunda yayınlandığı geceyi gülümserek anlatıyor. O güne kadar kimse böyle bir şey görmemişti. O tek yayından sonra güneydeki Estonyalılar Fin televizyonunu alabilmek için Tallin’e göç etmeye başladı. Mati ekliyor: “Dokuz ay sonra Estonya’da doğum oranında ciddi bir artış yaşandı.”

Sovyet döneminde teoride tüm SSCB toprakları, yani dünyanın altıda biri, vatandaşlara açıktı. Ama uçak bileti ya da otel odası bulmak neredeyse imkânsızdı. Geri kalan beşte dört dünya ise tamamen yasaktı. 1950’ler ve 1960’larda Sovyet yönetimi, potansiyel “kaçış araçları” sayılan tüm Estonyalı eğlence teknelerini imha ettirdi. Estonya adeta bir açık hava hapishanesiydi.

Mati çocukken büyükbabasının nerede olduğunu sorduğunda büyükannesi şu cevabı vermişti: “Sibirya’da turist olarak geziyor.” Sevdikler Sovyetler Birliği’nin uzak doğusundaki cezaevlerine gönderildiğinde, çocukları gerçekten korumak için bu kullanılan kalıp bir cevaptı. Bağımsızlıktan sonra Mati, büyükannesinin her gece yatağının altında hazırlanmış bir bavul bıraktığını öğrendi; olası bir gece baskınına hazır olmak için.

Vahşi Batı Kapitalizmi ve Acı Bir Veda

1990’ların başında SSCB’nin çöküşünün ardından Estonya’ya adeta Vahşi Batı kapitalizmi hâkim oldu. Ülkenin ilk milyoneri, Sovyet düzeninin fiziksel simgelerini söküp hurda metal olarak satan kurnaz bir girişimciydi. Mati de beş arkadaşıyla birlikte klasik Amerikan arabalarını ithal edip zengin Ruslara satarak iyi para kazandı.

Ama bir gün dört arkadaşı Rusya’ya bir arabanın parasını tahsil etmeye gitti ve bir daha dönmedi; kurşunlarla öldürüldüler. Mati o gün araba işini bırakıp turist rehberi olmaya karar verdi. Rus mafyasını anlatırken şöyle dedi: “Rus mafyası, Sicilya mafyasını kilise korosuna benzetir. Putin o dönemde KGB’yi yönetiyordu. Putin’in iktidarda nasıl kalınacağını bilmediğini düşünüyorsanız, affedersiniz ama ya aptalsınız ya da körüsünüz.”

Şarkıyla Kazanılan Özgürlük: Şarkı Devrimi

Tallin’deki dev Şarkı Festivali Alanı’na (Song Festival Grounds) gittiğimizde Mati’nin gözleri parladı. Hollywood Bowl’u andıran bu devasa açık hava sahnesi, Estonya tarihinin en önemli mekânlarından biri. 1988 yılında, Estonya henüz Sovyetler Birliği’nden kopma sürecindeyken 300.000’den fazla kişi, yani ülke nüfusunun üçte biri, burada bir araya geldi ve vatanseverlik şarkıları söyledi.

Mati o günü şöyle anlatıyor: “Rusya ile Almanya arasında sıkışmış, neredeyse görünmez bir halkız. Ulusal şarkı festivalimiz siyasi bir mesajdı. O kadar az nüfusluyduk ki var olduğumuzu kanıtlamak zorundaydık. Silahımız yoktu. Yapabildiğimiz tek şey bir arada olmak ve şarkı söylemekti. İşte bu bizim gücümüzdü.”

Barışçıl ve şiddetsiz olan bu Şarkı Devrimi (Singing Revolution) birkaç yıl boyunca sürdü ve sonunda Estonya 1991’de özgürlüğüne kavuştu. Bugün hâlâ konserler için kullanılan bu alan, küçük bir ülkenin özgürlük mücadelesindeki eşsiz rolü nedeniyle ulusal bir anıt niteliği taşıyor.

Türk Gezgin İçin Pratik Notlar

Mati’yle Estonya’yı gezerken aklımda kalan en güçlü fikir şu oldu: Ben özgürlüğü miras aldım. Ama pek çok insan için özgürlük, şarkılarla, dirençle ve büyük bedellerle kazanılmak zorunda kaldı. Tallin sokaklarında yürürken bu tarihi aklınızın bir köşesinde bulundurun; her kaldırım taşının altında bir hikâye yatıyor.


Kaynak: https://blog.ricksteves.com/blog/estonia-the-song-of-freedom/

Exit mobile version